Salgın Tehlikesi Devam Ederken Yetkilileri Halk Sağlığını Önemsemeye, Sorumluluklarını Yerine Getirmeye Davet Ediyoruz!

SALGIN TEHLİKESİ DEVAM EDERKEN YETKİLİLERİ HALK SAĞLIĞINI ÖNEMSEMEYE, SORUMLULUKLARINI YERİNE GETİRMEYE DAVET EDİYORUZ!

Çin’in Wuhan kentinde başlayan Yeni Koronavirüsün neden olduğu COVID-19 hastalığı tüm dünyada ve ülkemizde yayılmaya devam etmektedir. Salgının başlangıcında eksik ve yetersiz de olsa alınan bir takım tedbirlerle ve halkımızın duyarlılığıyla nispeten hızı kırılmış olan Yeni Koronavirüs yayılımının 1 Haziran itibariyle ülke genelinde tedbirlerin gevşetilmesiyle birlikte ilimizde, bölgemizde ve ülke genelinde yeniden tırmanışa geçtiği, bununla paralel olarak pandemi yönetiminde de hem yerelde hemde ülke genelinde ciddi aksaklıklar yaşandığı gözlemlenmektedir.

İlk Covid-19 vakasının 11 Mart 2020 tarihinde açıklandığı Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre 24 Haziran 2020 itibariyle yapılan toplam test sayısı 3 milyon 83 bin 121, toplam vaka sayısı 191 bin 657, toplam vefat sayısı 5 bin 25’tir.

Sürecin en başından beri şeffaf bir yönetim biçimi sergilenmediği, salgına ilişkin epidemiyolojik veriler paylaşılmadığı için tüm ülke genelindeki vakaların dağılımını bilmediğimiz gibi Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü tarafından veriler paylaşılmadığı için ilimizdeki test pozitif ve olası Covid-19 vakası ve ölüm sayılarını da bilemiyoruz. Ancak önlemlerin gevşemesiyle birlikteson 2-3 haftada ilimizde vakaların yeniden çok hızlı bir şekilde arttığı gözlemlenmektedir. Sağlık bakanının 17 Haziran’da yaptığı açıklamada Diyarbakır’da günlük vaka sayısının 100 civarında olduğu ve Diyarbakır valisinin 20 Haziran’da yaptığı açıklamaya göre ise Diyarbakır’da 54 kişinin Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettiği, 20’si yoğun bakım ve 6’sı entübe olmak üzere 205 yatan hasta olduğu bildirilmiştir. Yaşamını yitirenlerin yaş ortalaması ise 72 olarak belirtmiştir. Ancak bizim hastanelerde çalışan arkadaşlarımızdan aldığımız verilere göre Diyarbakır’da Covid nedeniyle hasta yatışı ve taburculuklar bayram sonrasıhızlanmış olup, günlük değişkenlik göstermekle birlikte kamu ve özel hastanelerde yatarak tedavi gören hasta sayısının 250-300 arasında değiştiği yönündedir.

Hastalığın yeniden tırmanışa geçmesiyle birlikte enfekte sağlıkçı sayısında da hızlı bir artış izlenmiştir. Diyarbakır’da 24 Haziran 2020 itibariyle tespit edebildiğimiz Covid-19 testi pozitif sağlıkçı sayısı 155, vefat sayısı 1’dir (35 hekim, 74 hemşire, 23 personel, 7 anestezi teknikeri, 5 otomasyon görevlisi, 3 radyoloji teknikeri. 3 paramedik, 2 sekreter, 1 çevre sağlığı teknisyeni(vefat), 1 laborant, 1 sosyal hizmet uzmanı).

1 Haziran itibariyle Sağlık Bakanlığı tarafından hastanelerde de ‘’normalleşme’’ sürecinin ilanı ve elektif cerrahilerin alınmaya başlanabileceğinin bildirilmesiyle birlikte o döneme kadar ilimizde pandemi düzeniyle çalışan Gazi Yaşargil Eğitim Araştırma Hastanesi ve Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri de normal işleyişlerine dönmeye çalışmış ancak vakaların hızla artmasıyla birlikte tekrar eski pandemi işleyişine devam etmek durumunda kalmışlardır. Her iki hastanede şuan itibariyle yatak sıkıntısı olmamakla birlikte üniversite hastanesinde ek yoğun bakım ihtiyacının olduğu belirtilmektedir. Mevcut iki hastanede yatak sorunu olmamakla birlikte İl Sağlık Müdürlüğü’nce 20 Haziran itibariyle yedek pandemi listesinde bulunan hastanelerinde pandemi hastanesi olarak kullanılacağı bildirilmiştir. Alınan bu kararla birlikte ilimizdeki tüm hastaneler pandemi hastanesi ilan edilmiştir. Bu karar sonrası kamu hastanelerinde hasta yatırılmasına yönelik bir direnç geliştirildiği, kamuda yer olmadığı gerekçesiyle 112 aracılığıyla özel hastanelere hasta yönlendirmelerinin arttığı bildirilmektedir.

Vakaların artmasıyla birlikte ilimizde PCR testi ihtiyacı da artmıştır. Ancak önceki aylara göre test sonuçlarının çok daha geç sonuçlandığı, bunun 3 güne kadar uzayabildiği gözlenmektedir.  İlimizde Gazi Yaşargil EAH ve DÜTF Hastanelerinde toplamda günlük yaklaşık 1300-1350 civarı test çalışılmaktadır. Edindiğimiz bilgiler son zamanlarda test sonuçlarındaki gecikmelerin bazı kurum ve şirket çalışanlarına ne amaçla yapıldığı bilinmeyen genel taramaları ve TÜİK’in başlattığı Türkiye geneli seroprevalans çalışmasından kaynaklı fazlaca sayıda test yapılmasından kaynaklandığı şeklindedir. Kentin test kapasitesinin tıbbi bir gereksinime dayanmayan bu biçimdeki kullanımı, test yapılması gereken hastaların ve temaslıların testlerinin yeterince yapılamamasına ve test sonuçlarında gecikmelereyol açmaktadır. Yapılması gereken sağlık çalışanları gibi riskli alanlarda çalışan ve hastalık saptanan kişilerle temas etmiş kişilere test uygulanmasıdır. Salgında yaşanan yönetim/yönetememe krizi test olanakların kullanımına da yansımış, testlerin bir yandan gereksiz kullanımının önü açılırken, PCR Pozitif dahi olsa hasta kişilerle temaslıların filyasyonlarının yapılması kısıtlanmıştır.  Temas öyküsü olanların hepsinden değil sadece, 50 yaş üzeri, semptomu veya kronik hastalığı olanlara test yapılmaya başlanmıştır. Salgına ilişkin sürekli olumlu rakam ve oranlar paylaşılarak gerçekçi olmayan bir başarı algısı yaratılsada salgın tehlikesi devam etmektedir. Bu nedenle ilimizdeki test kapasitesinin artırılması gerekmektedir.

Covid-19 vakalarının tekrar artması nedeniyle ilimizde bu hastaların ağırlıkla yatırıldığı iki büyük kamu hastanesinin (Eğitim Araştırma Hastanesi ve Üniversite Hastanesi) Covid dışı hastalara yeterli hizmeti verememesi özel hastanelerde ciddi bir yığılmaya neden olmaktadır. Ancak İl Sağlık Müdürlüğü’nün aldığı kararla tüm özel hastaneler de pandemi hastanesi olarak ilan edilmiş olup, Covid şüphesiyle başvuran ve tedavi gereksinimi olan her hastayı yatırıp tedavi etme zorunluluğu getirilmiştir. Salgın ortamında artan Covid-19 ve Covid dışı hasta yoğunluğu sağlık çalışanları açısından ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. İlimizdeki özel hastaneler kamudaki sağlık kurumları gibi pandemi sürecine yeterince dahil edilememiş, hastanelerdeki kişisel koruyucu ekipman (KKE) eksiklikleri, hekim ve sağlıkçıların yaşadığı hak kayıpları ve sorunlar görmezden gelinmiştir.  Haziran başında tüm tedbirlerin gevşetilmesiyle birlikte özel hastanelerde hasta ve ameliyat sayıları hızlıca artmıştır. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın açıklandığı normalleşme kılavuzunda belirtilen önlemlere ne kadar uyulduğu yeterince denetlenmemektedir.

Merkezi düzeyde tedbirlerin gevşetilmesiyle birlikte halkımızda da ciddi bir rehavet olduğunu gözlemlemekteyiz. İş yerlerinde, toplu taşıma araçlarında ve sokaklarda salgının başındaki titizliğe özen gösterilmediği, maske takılmadığı ve fiziksel mesafeye uyulmadığı, etrafa atılan maske ve eldivenlerin ciddi halk sağlığı sorunu yarattığı görülmektedir. Ancak salgındaki bu yeni ivmeyi tek başına rehavetle açıklamak mümkün değildir. Ciddi bir halk sağlığı sorunu olan böyle bir pandemide özellikle yerel yönetimlere büyük görevler düşmektedir. Ancak maalesef ilimizdeki mevcut kayyum yönetimlerinin salgın dönemi boyunca panolara bilgilendirme yazıları asma, bazı hastanelere maske-dezenfektan dağıtımı, pazaryeri girişlerinde ateş ölçümü dışında halk sağlığı adına somut adımlar atmadığı izlenmiştir.

Toplum sağlığının tehdit altında olduğu böyle bir pandemide ildeki ilgili resmi kurumlarca halka yönelik iki dilli (Türkçe-Kürtçe)  yazılı, görsel ve sesli uyarılar yapılmalıdır.

Daha önce defalarca belirttiğimiz gibi sürecin yönetiminde il pandemi ve il hıffızsıhha kurullarının sağlıklı ve olması gerektiği gibi işlemesi son derece önemlidir.  Bizler tüm itirazlarımıza rağmen bu kurulları gerektiği işletemedik. İlimizde pandemi yönetimi son günlerde tam bir karmaşa içerisinde olup her gün bir öncekinin aksi kararlar alınabilmektedir. Filyasyon ve tarama konusunda gösterilen bu isteksiz yaklaşım yoksul ve dezavantajlı kişilerin daha fazla etkilenmesi nedeniyle bir nevi sınıf bağışıklığına ve toplum bağışıklığına geçişin ilimizdeki pratiğini göstermektedir.

Salgınla gerçek anlamda mücadele edebilmek ve hep birlikte kontrollü bir şekilde normale dönebilmek için, il pandemi ve hıffızsıhha kurullarına ildeki tüm sağlık meslek örgütleri katılmalı, süreç açık ve şeffaf bir biçimde yürütülmelidir.

Her yerde eş zamanlı olarak tüm tedbirlerden hızlı bir şekilde vazgeçilmesi ile vakalar hızla artmaktadır. Toplum bağışıklığı stratejisini benimsediği anlaşılanhükümetin Covıd-19 salgın süreci karşısındaki tutumundan endişe duyuyoruz. Salgın ile mücadele toplumun ve bireylerin sorumluluğunu aşan bir kamusal irade ve duyarlılık gerektirir. Kentte kamu/özel yatak kapasitesi vaka sayılarımıza uyumlu olarak organize edilmelidir. Olağan sağlık hizmetleri, acil ve öncelikli olanlar dışında "hassasiyetle" yönetilmelidir. Salgın tehlikesi devam ederken Diyarbakır’daki yetkilileri halk sağlığını önemsemeye, sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz. 

DİYARBAKIR TABİP ODASI