Basın Açıklaması

TÜRKİYE CEZAEVLERİNDE DEVAM ETMEKTE OLAN AÇLIK GREVLERİ YAŞAMI TEHDİT EDİCİ  BOYUTLARA ULAŞMIŞTIR!

8 Kasım 2018 yılında milletvekili Leyla Güven’in cezaevlerinde ek bir cezalandırma yöntemi olarak yaygın biçimde uygulanmakta olan ve sağlık açısından çok olumsuz sonuçları olduğu bilinen izolasyona son verilmesi talebiyle başlattığı açlık grevleri tespit edilebildiği kadarıyla 3000 civarında açlık grevcisi  ile devam etmektedir. 1 Mart 2019 tarihinde 2 bini aşan sayıda mahpus aynı zamanda açlık grevine başlamıştır. İnsan Hakları derneğinin 22 Nisan 2019 tarihinde açıkladığı rapora göre avukatların ulaşabildiği kadarıyla Türkiye genelinde 90 cezaevinde 2983 mahpus açlık grevine devam etmektedir.

Açlık grevinin konusu olan tecrit/izolasyon mahpusların odamıza, sağlık örgütlerine ve Türk Tabipleri Birliğine merkez konseye gönderdikleri mektuplarda ve İnsan Hakları Derneğinin açıkladığı raporlarda en önemli sorun olarak tanımlanmaktadır.

Hukuksuz bir biçimde mevcut yasaların uygulanmaması, Açlık grevine konu olan yasal durumla ilgili olarak başta Adalet bakanlığı olmak üzere hiçbir adım atılmamış olması nedeniyle açlık grevi yapan 15 mahpus 30 Nisan 2019 da yaptıkları eylemi ölüm orucuna dönüştürmüşlerdir.

Mv. Leyla Güven de dahil olmak üzere cezaevinde iken açlık grevine başlayan bazı mahpusların tahliye edildikten sonra da dışarıda açlık grevine devam etmektedirler.

Farklı cezaevlerinde olan 7 mahpus, talepleri konusunda herhangi bir adım atılmadığı için ne yazık ki yaşamlarına son vermiştir.

Tabip odası ve sağlık meslek örgütleri olarak Adalet Bakanlığı ve mahpusların avukatları ile görüşerek açlık grevi yapanların minimum 5 büyük bardak su, 2 çay kaşığı tuz, 5 yemek kaşığı şeker, 1 tatlı kaşığı karbonat ve 500 mg B1 vitamini almalarının yaşamsal önemde olduğunu,  Açlık grevi yapanların talep ettikleri bağımsız hekimler tarafından muayenesini sağlaması gerektiği, idari yetkililerin üçüncü taraf olarak hekimlere baskı yapmamalarını, hekimlerin de açlık grevi yapan mahpuslara Dünya Tabipleri birliği (DTB) Malta Bildirgesine uygun davranması çağrıları bir çok kez yeniledik.

Avukatların cezaevlerine yaptıkları ziyaretler ve bizlere ulaşan mektuplardan elde ettiğimiz bilgilere göre 120 günün üzerinde açlık grevi yapanlarda bağırsaklarda kanama ve hipersensitivite tarzında duyu algı rahatsızlıkları  ve ileri derecede kilo kayıpları ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bize ulaşan bilgilere göre kimi Cezaevlerinde yaşamsal önemdeki B1 vitamini, Tuz, Şeker ve Karbonatın mahpuslara verilmediği, Açlık grevindeki kimi mahpusların tek kişilik hücrelere atıldığı, çok kalabalık ve sağlıksız olan cezaevi koşullarının uzayan açlık grevleri ile birlikte bağışıklık sistemi zayıflamış mahpuslar için yaşamı tehdit edici boyutlara ulaştığı ifade edilmektedir.

 

Ayrıca kimi mahpuslarda;

-Mide de ağrı-yanma, karın ağrısı, bulantı, kusma

-Kalp çarpıntısı, göğüs ağrısı,

-Bulanık görme, kulak çınlaması, ışığa ve kokuya karşı hassasiyet,

-Denge bozukluğu, konsantrasyon bozukluğu, okuduğunu anlamakta güçlük, uyku düzensizliği,

-Baş dönmesi, baş ağrısı, düzensiz tansiyon,

-Yürümede ve konuşmada güçlük çekme şikayetlerinin olduğu ifade edilmektedir.

Mapusların şikayetlerinden anlaşılabildiği kadarıyla geçen her gün açlık grevindeki  mapusların sağlık durumlarında kötüleşme yaşanmakta ve yaşamı tehdit edici durumlarla karşı karşıya kalmaktayız.

 

Bir çok kez yaptığımız açıklamalarda ifade ettiğimiz üzere kişilerin etkinlik alanlarının kendi bedenlerine kadar sınırlanabildiği cezaevi ortamlarında, kimi uygulama ve politikalara karşı bir protesto biçimi olarak gündeme gelen, insan yaşamına ve sağlığına yönelik her türlü eylem gibi; açlık grevleri de hekimlik/sağlık mesleğinin temel felsefesine aykırı bir eylem biçimidir. Bu nedenle sorunun çözümünde açlık grevleri sebeplerinin insan-ı esas alacak bir şekilde ortadan kaldırabilmek öncelikli olmalıdır.

Açlık grevlerinin sonlandırılması için devletin mevcut yasalarının uygulanması yeterlidir. Siyasal iktidar, açlık grevcilerinin talebini biran önce değerlendirmeli, Ölüm orucuna dönüşmüş eylemlerin sonlanma koşullarını sağlamalıdır.

Bizler varoluşundan bu yana insan yaşamı, sağlığının korunması ve geliştirilmesi varlık sebebimiz olarak görmekteyiz. Hekimlik/Sağlık çalışanları insan yaşamını her türlü kavram ve kaygının ötesinde ele alır, her şeyin merkezine insanı, yaşamını ve sağlığını koyarak şekillendirir. Bu nedenle başta hükümet ve ilgili bakanlıkların esas çabayı göstermesi gerekenler olduğunu belirterek tüm kurumları, kuruluşları, açlık grevindeki mahpuslarda  ölümler yaşanmadan çözüm için çaba harcamaya çağırıyoruz.

Sağlık emekçileri olarak bir kez daha çağrı yapıyoruz. Yarın çok geç olabilir!

 

DİYARBAKIR TABİP ODASI

SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI DİYARBAKIR ŞUBESİ